Marifet Yolunda (Nakşibendiyye)
Marifet Yolunda (Nakşibendiyye)
Hz.Muhammed (s.a.v) Efendimizden doğan Marifet Pınarı iki ana kanaldan tüm zamanlara akmakta. Bunlardan Hz.Ebubekir (r.a) in temsil ettiği Sıddıkiyet kanalı; sessiz zikir ile sadakati, teslimiyeti esas alır ve Şah-ı Nakşibend (k.s) Hazretlerine nispetle sonraki dönemlerde NAKŞİBENDİYYE adı ile isimlendirilir.
Hz.Ali (k.v) den devam eden kanal ise İlim ve Kudretin öne çıktığı; zikirlerin açık ve coşkulu yaşandığı, Aklın Aşk ile yoğrulduğu;Gavs-ı Azam A.Geylani (k.s) Hazretlerine nispetle KADİRİYYE adını alan ekoldür.
Her iki ekolden de çeşitli kollar çağlara ışık saçmış, geliştirdikleri tarikat disiplinleri nice gönül ve irfan ehlini insanlığa bağışlanmıştır.
Bu hafta Nakşibendiyye Silsilesinin pırlanta halkalardan bir zatın; AbdülHalik Gocdevâni (k.s) Hazretlerinin Marifet Yolcuları için önerdiği 11 prensibi, çağın verilerini de dikkate alarak çözümlemeye çalışacağız.
Bu 11 prensibin Gocdevani Hazretlerine Hızır (a.s) tarafından talim edildiğini, Nakşi Silsilesi içinde hem genel manada uyulan ilkeler hem de kademe kademe yükselinen boyutlar olduğunu da belirtelim.
1-Hûş Der Dem: Alınan her nefeste uyanık olmak,gaflete düşmeksizin farkındalık halini muhafaza etmek anlamına gelen bu kavram; her an Allah Huzurunda olduğunu bilmek diye de açıklanır.
Nefesle çıkan Hu; Allah’ın Zatını temsil eden isimdir.İster bilerek ister gaflet içinde yaşasın mahlukat her daim HU çekmektedir. Her canlı HU’nun mazharıdır. Marifet yolcusu; hem kendi nefsinde hem de tüm yaratılmışlarda bu inceliği daimi olarak fark ederek yaşamayı ilke edinmeli.
Hûş Der Dem bilincini diri tutmaya yönelik mana; Efendimiz’in RABBİM GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR OLSA DA BENİ NEFSİMİN ELİNE BIRAKMA duasıdır.
Şu ayet ise bu hali 24 saate yayanları över: ”Onlar ki;ayakta, otururken ve yan üstü yatarlar iken Allah’ı zikrederler ve göğün ve yerin yaratılışı üzerine tefekkür ederler”(A.İmran 191)
2-Nazar Ber Kadem: Daima ayağına bakmak diye çevirebileceğimiz bu prensibin zahiri ve batıni manada iki anlamı var:Öncelikle Hakikat Yolcusu günlük yaşamında kendi ve Rabbi ile olup başka insanlarla zihnini meşgul etmeksizin beden gözünü ve kalbini zahiri etkilerden alıkoyacak.Yargılamak, başkalarını kalıba vurmak,ölçmek hakikat yolcusunun işi değildir. Eskilerin tabiri ile Mâsivâ;Allah’tan gayrı ne varsa;bu yola girenin ilgi alanı dışındadır.
Batini anlamda ise basiret gözü daima ayaklarının mıhlandığı yere çivilenecek. Bu ne demek?...
Ayak; tasavvufta önemli bir sembol. Dikkat ediniz Rasulullah Efendimizden bize kalan en canlı, en kapsamlı hatıra Onun Mübarek Ayak izi!.. Ayak, yolda olmanın dayanağı.
Ayak,İkame edebilmenin, Kıyam edebilmenin basamağı…Ayak;Kudret nişanesi…
Ayakta iseniz bir şeyler ortaya koyabilirsiniz, yüzüstü sürünüyor yada emekliyorsanız,
Kıyam halini ortaya koymanız mümkün olmadığı gibi Okumanın da hakkını layıkı vechile veremezsiniz.
Şu halde Nazar be kadem; Sırat-ı Müstakim üzere yürümek ve Kıyam Bilinci içinde olmak demektir. Rasülullah
Efendimizin şu duası bu manayı işaret eder: ”Rabbim;ayaklarımı Din-i İslam üzere sabit kıl”
3-Sefer Der Vatan: Vatandan sefer edip yola çıkmak,gurbete yönelmek anlamlarına gelen bu tabir Hakikat Ehlince hem zahiri hem de batini manada değerlendirilmiş ve iki boyutun da hakkı verilmiştir.
İlk olarak sefer; tebliğ için hicret demektir ki, Nebevi bir gerçektir. Her hakikat yolcusu gerek davet, gerek irşad, gerekse tebliğ için bir şekilde vatanından sefer eder. Anadolu’ nun İslamlaşmasını sağlayan Horasan Erenlerini, Özbekistan ve Türkistan dolaylarından kalkıp gelen Hz.Mevlana ve Emir Sultan gibi gönül erlerini zahiri mananın hakkını veren zevat-ı kiram olarak şükran ve minnetle yâd ediyoruz. Hepsinden önemlisi bugün Uzak Doğuda bile Sahabe kabirleri bulunması manidar değil mi?..
Batini anlamda vatandan sefer; mümin için kabirden farksız olan beden ve onun kayıtlarından uzaklaşmaktır. Hakikat Yolcusu;nefsinden can düşmanından kaçar gibi kaçmalı…Beşeri sıfatlardan sıyrılmadıkça İlahi sıfatların tahakkuku mümkün değil.
Şu ayet seferin neye doğru olması gerektiğini daha net ortaya koyuyor: Allah’a Kaçınız!...(Zariyat-50) Hz.İbrahim(a.s) a ait beyan ise sefer edeceğimiz yeri anlatıyor: Ben Rabbime (Özüme) Gidiyorum! (Saffat-99)
4-Halvet Der Encümen: Topluluk içinde,halk arasında yalnızlığı yaşamak!.. Kalabalıklar içinde Tekliği duyabilmek,hissedebilmek…
Dağlara çekilip ermek zor olmadığı gibi bizce maharet de değil…Dünya ve onun fitnelerinden kaçarak Hakka varmak övülecek bir metot olsa idi;Allah’ın Rasülü Hıra Mağarasından inmez,
yada Mekke’de evinden başını hiç çıkarmazdı…Hüner;Vahdette Vahdet değil,Kesrette Vahdet yaşamak ve yaşatmaktır.
Hayır;cemiyettedir…. ”Allah’ın eli cemaat üzerindedir” hadisi şerifi,hakikat yolcularını cem olmaya ve sohbete sevk eder..Sohbet;tek kişinin diğer kişilerde kendini seyrettiği aynadır.O ayna gösterir eksikliklerimizi yada güzelliklerimizi…O ayna fark ettirir bizden özge bizi…
Halvet Der Encümenin esası her nerede, her kimle olursa olsun daimi zikir halinde, sürekli Allah’la olduğu düşüncesini hatırdan çıkarmamaktır. Bu hali yaşayabilen; kalabalıkların fitnesini, didişmesini dahi Allah Zikri olarak temaşa eder! İnsanların bazı üzücü halleri Ona hiç mi hiç tesir etmez. Zikir halini toplulukta muhafaza edebilen, her yerde ve her kişide zikredenin Hak olduğu sırrını sezecektir.
Şu ayet,halvet der encümen yaşayanı tasvir ediyor: ”Öyle erler vardır ki;ne ticaret ne de alış veriş onları Zikrullahtan alıkoyamaz” (Nur-37)
5-Yâd-ı Kerd: Dilin kalple birlikte zikri demek olan yâd-ı kerd; kelimelerin belli sayılarda tekrarı sonrasında oluşan mananın kalpte hissedilmesi,özde yaşanır hale gelmesidir. Zahiri manada nefes kontrolü ile zikredilen mananın kalbe inişi hissedilir. Özellikle Kelime-i Tevhidi tekrar ederken dilini damağa yapıştırarak, esma-i ilahinin kalpte vuruşu üzerine yoğunlaşmak yönelen kimselere farklı bir inşirah sağlar.
Batini anlamda ise dilin sözle tekrar ettiğini gönülde yaşaması, özümseyerek hakkını verecek fiil ortaya koyacak,yaşam haline dönüştürecek kıvama gelmesidir. Dili damağa yapıştırıp hareketsiz sükutu seçmek (bize göre); Allah İlmi ve Bağışı karşısında mantığını, beşeri bakış açısını işletmemek, onlara set çekmektir. İlahi hükme teslimiyet; beşeriyetin susturulmasından geçer!..
Yâd-i Kerd’de zikirden başka düşünceleri akıldan uzak tutmak,sadece Ona yoğunlaşmak esastır.
“Unuttuğun zaman Rabbini zikret” (Kehf-24) “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” (A.İmran-152)
6-Bâz-ı Keşt: Geri dönme, pişman olma, kovalama anlamlarına gelen bu kavram; zikir halinde iken Allah’tan gayrının hatıra gelmesine engel olmayı ifade eder. Zikir ve Duada tamamen kişi Allah’a kenetlenmeli; vesvese, vehim ve tereddütlere kapı açan düşüncelere set çekmelidir. Bu hali en güzel ifade eden dua şudur:
İLAHİ ENTE MAKSUDİY VE RIZAKE MATLUBİY ; Rabbim;biricik muradım,gayem sensin ve biricik talebim senin rızandır.
Yaşamın tüm anlarına bu hissedişi yaymanın adıdır Bâz-ı Keşt…Her şeyde, her işte, her zaman biricik gaye Allah olacak, tek istek Onun rızası olacak, ötesi def edilecek!..
Bunu yaşamanın bir yönü de Acziyetini hissetmektir. Bizler kuluz. Kullar acizdir. Yegane güç kudret O’nundur. İşte bu acziyet duada ifade edilmeli ki yaşamı gelsin. Şu dua acziyetin itirafıdır:
SÜBHANEKE MA ZEKERNAKE HAKKA ZİKRİKE YA MEZKUR! Seni tenzih ederiz. Layık olduğun şekilde seni zikredemedik seni ey Zikredilecek Olan Rabbim!
“Sübhan” ile başlayan tüm dualar tenzih ifade ettiği gibi kulun acziyetini Rabbine arz etmesinin en etkili yoludur. “Sübhan” ile başlayan dualar;”Yüsebbihu” ve “Sebbeha” ile başlayan ayetlere bu gözle bakarsak acziyetimizi ortaya koymak umarız bizler için kolaylaşmış olur.
Acziyeti itiraf; ihsana nail olmanın da ön şartıdır. Büyüklenmek;kovulma sebebidir. Egoyu yere seren nimetlere nail olur. Bakınız Mevlana’mız bu noktayı nasıl bildik bir misalle açıyor: Rabbinin önüne aciz ve kırık vaziyette git. Unutma; padişahlar önlerinde caka satanlara değil; eğilenlere ihsanda bulunur!. Eğil ki ihsan edilesin!
Şu halde baz-ı keşt kavramını günümüzde EGOYU YERE SERME ve BÜTÜN GAYEYİ YAŞAMI TEK OLAN ALLAH’A AYARLAMA diye anlayabiliriz.
7-Nigâh-ı Daşt: Beynin hayal kuvvesi ile çalıştığı nasıl bir gerçek ise;hayalimizi dahi gayrından muhafazanın, bir an bile, hayal ederek bile olsa Allah’tan uzaklaşmamanın adıdır Nihgah-ı Daşt. Yaşam olarak ortaya koyduklarımızda Allah’ı gündemde tuttuğumuz gibi, yalnız başına içimizden geçenlerde bile Ondan gayrına fırsat vermemektir.
Nakşi Silsilesinin büyüklerinden Mevlana Kasım(k.s) bunu şöyle açar: ”Hakikat Yolcusu öyle bir hale gelmeli ki; güneşin doğuşundan batışına kadar gönle hiçbir şey uğramamalı, hayal kuvvesi bile Allah önünde kendi kendini azletmelidir.”
Hayali kontrol güç ama imkansız değil. Bazı büyük velilerin bunu başardığı zikredilir.
8-Yâd-ı Daşt: Her an ve zamanda kendinden geçmeksizin, kendini kaybetmeksizin vecd ve zevk halinde olmak…24 saatin tamamında İlahi Huzur ve neşeyi yakalamak… Bu hal;hakikat yolcusunun müşahede konumuna geçmesi ile oluşur. Baktığı her yerde, seyrettiği her fiil ve olayda Allah’ı görme yetisi kazananlar o zevk ve huzuru tadarlar.
Bu da edindiği ilmi yaşamına uygulamakla mümkün. Hakikate dair tüm bilgi ve kazanımlarını icra safhasına, fiiliyata dökebilenler bunu yaşar. Ef’al Aleminde bunlar yaşandığında Zat tecellisini müşahedeye adım atılır.
9-Vukûf-u Zamânî: Hakikat Yolcusu zamana vâkıf olmalı;zaman kavramı konusunda düşünce ve yaklaşımını berraklaştırmalıdır. Zamanı zihninde hakiki mevkiine oturtamayan; taklit ve avuntudan öteye geçemez. Kulluğun hakiki manada icrası için zaman algısının doğru çizgide değerlendirilmesi ilk şarttır dersek fazla abartmış olmayız. Zaman önemli olmasa Allah Rasülü (s.a.v) “İnsanlar iki konuda hakikaten aldanmıştır: Boş vakit ve Sağlık” buyurur muydu?..
Kur’an-ı Kerim insanların hüsranı yada kurtuluşunun zaman karşısındaki konumları ile ilintili olduğunu ASR SURESİnde açıkça ortaya koyar: ” Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır!...” Hüsran kelimesinden hemen önce asra; zamana yemin edilmesi; hüsran yada felahın zamanla bağı konusunda idrak sahiplerine çok boyutlu manalar fısıldayacaktır.
Hakikat Yolcusu öncelikle içinde bulunduğu zamanı kavramalı. Bunun için Hz.Mevlana’nın işaret ettiği yaklaşım; yolcunun biricik sığınağı: “Sufi; vakit çocuğudur. Geçmişe üzülmez, geleceğe kaygılanmaz. O sadece anı yaşar”
Ezeliyet ve Ebediyeti bir nebze tatmak isteyen anı yaşamalı. Geçmiş; pişmanlıklarla, gelecek; belki de hiç gerçekleşmeyecek uzun emellerle dolu. Her ikisi de bizi beşeri boyuta hapseden kelepçeler aslında. Prangalarından kurtulmak dileyen, fani ömürde bekayı tatmak isteyen an kavramı ile tanışacak ve onun hakkını verecek. Tıpkı Yunus’un mısralarında olduğu gibi:
BELA KAVLİN DEDİK EVVELKİ DEMDE HENÜZ BİR DEMDİR OL VAKT Ü BU SAAT
Kalu Belada verilen söz ile şu anki yaşamını, şimdiki halini tek vakit görebilmek!.. Ne kadar muhteşem değil mi?...
AŞK İMAMDIR BİZE GÖNÜL CEMAAT KIBLEMİZ DOST YÜZÜDÜR, DAİMDİR SALAT
Sevgiyi, gönlü öne alan bir bakış Daimi Namaz halini yaşatacaktır ki bu da dünyada Kevser’den içmektir.
KALU BELA SÖYLENMEDEN, TERTİP DÜZEN EYLENMEDEN HAKTAN AYRI DEĞİL İDİM, OL ULU DİVANDAYIDIM.
Bize uzak görünenlerin, An algısı içinde nasıl bir vakte derleneceğini en ileri düzeyi ile Yunus’tan okuyoruz.
Allah’ın her an kendi ile Hâzır ve Nâzır olduğunun farkındalığını yaşamak; zamana vakıf olmaktır. Bu hali daimi tutmanın şifresini yine büyüklerden biri şöyle işaret eder: “Kabz (sıkışma-darlık-bunalım) halinde
İstiğfara devam et…Bast (genişlik-ferahlık) halinde de Şükrünü çoğalt…Buna devam edersen vukuf-u zamaniyi yaşarsın”
10-Vukûf-u Adedî: Zikir yaparken belli bir sayıda olmasına dikkat etmek hemen hemen her tarikat disiplininde mevcut bir olgudur. Vukûf-u Adedi; Sayıya Vakıf olma demek ise de bunun zikir sayılarından öte bir anlamı vardır.
Sayıya vakıf olmak; Kesrette mevcut görünen sonsuz sayıların aslında BİR-TEK-AHAD OLDUĞU sırrına ermektir…
İşte bu konuda erenlerden bazı kıtalar:
“Görünen çokluk sureti bir nümayişten ibaret/ Tecellide hakikat BİRden başkası değil”
“Çokluk ayniyle Birliktir/ Varlık Birdedir/ Her neyi iki görürsen sen/ Bil ki o yine Birdir”
Ve yine Bizim Yunus’umuz:
EĞER AYİNE BİN OLSA BAKAN BİR
GÖREN BİR, GÖRÜNEN BİN BİN GÖRÜNDÜ
YUNUS İMDİ SEN-BEN İKEN, AŞIKLARA NE SEN Ü BEN
YOKLUKDURUR ONU SEVMEK, KOYUN AYRIKSI BAKIŞI
İKİLİKTEN USANDIM BİRLİK HANINA KONDUM
DERD-İ ŞARABIN İÇTİM,DERMANIM YAĞMA OLSUN
EY YUNUS HAKKI BİLEN SÖYLEMEZ HERGİZ YALAN
İKİLİK İLE GELEN, DOĞRU YOLU BULMUŞ DEĞİL
11-Vukûf-u Kalbi: Öyle bir yürek ki; yaratılmışı yaratandan ötürü sevsin… Öyle bir gönül ki; umman gibi geniş, deniz gibi derin olsun… Öyle bir kalp ki; “Allah Allah” diye çarpsın her daim…
Hakikat Yolcusunun kalbi işte o…Gönlüne, içine dönenin hissedişi o…Mekke’deki Kabe’ye yanık besteler yapanlara nispet edercesine Gönül Kabe’sini keşfeden ve kendi içinde daimi tavaf yaşayanın hali o…Hakiki Aşkı tadanın yürek ritimleri o…
“ Hararet nardadır sacda değildir/ Marifet baştadır taçda değildir Her ne arar isen kendinde ara/ Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir. ” sırrını duyan Hacı Bektaş Veli(ks.)nin yüreği o…Bizim Yunus’un yüreği mesela:
HAK BİR GÖNÜL VERDİ BANA/ HA DEMEDEN HAYRAN OLUR BİR DEM GELİR SEYRAN OLUR/ BİR DEM GELİR GİRYAN OLUR
GÖNÜL MÜ YEĞ KABE Mİ YEĞ/ SÖYLE BANA AKLI EREN GÖNÜL YEĞDİR ZİRA Kİ;/ HAK GÖNÜLDE TUTAR DURAK
GÖNÜL ÇALABIN TAHTI/ ÇALAP GÖNÜLE BAKTI İKİ CİHAN BEDBAHTI/ KİM GÖNÜL YIKAR İSE
BEN GELMEDİM DAVA İÇİN/ BENİM İŞİM SEVGİ İÇİN DOSTUN EVİ GÖNÜLLERDİR/ GÖNÜLLER YAPMAYA GELDİM
Aşkın tecelligahı olan gönüller Vukuf-u Kalbi sırrını yaşayacaklardır. Kimi Yunus’ça, kimi Mevlana misali, kimi Üveys gibi…Onlar şu ayete muhatap olmuş bahtiyar insanlardır:
“İman edip Salih amel işleyenlere gelince…Rahman onlara bir sevgi armağan edecektir.” (Meryem-96)
Allah hibesi aşkı; sevgilinin vechinde yada özünde seyredenlerin halidir bu… Kalbe, kalbin sırlarına vakıf olanlar; sadece ve sadece aşıklardır.
...
Mehmet DOĞRAMACI
~~~~~~~~~
-
ÇEVRİMİÇİ OLANLAR
Şu anda 340 ziyaretçi ve 2 üye çevrimiçi- Elif
- mayonse
İçim / de / Kin / den !
Leylin Siyahında, Mecnuni fasıllar dinlerken ömrüm ve Bî-Siyah iken En Siyaha 'Lâ' diye kapımı çaldı.. Âh'ımı Duymuş Olacakki Derin bir solukla Yaz Dedi ! Söyleyeceklerim var ! Emir Telakki ettim ve O söylesin Diye gönlümün gam kabına Daldırdım yangın dividini.. Lev-i Garâm Âh ..
Sen 'den Birşeyler Var!

Film Siyah bir ülkenin , Siyah şehrinde , Siyah bir qecenin en derininde, Siyah Bir adamın, Ankanın Siyah kanatlarında ki Siyah incinin seyrine dalmışken , Siyah koltuqunda henüz uyuyuya daldıqı ve düş qördüqü Siyah bir hayalin içinde qeçiyor.. Evet bu Filmde Başrol Siyah'ın...
Ben filmi izleyenlerin yalancısıyım..
Suskun Olmalısın !

Yeri gelince olmalısın Suskun. İnsanlar bazen yenilebilir nefsine, Sen olma onlara karşı Kuskun! Sabır istersen Haktan bilki vardır çok büyük hayır. Sen Sen ol. Susmayıda Kusmayıda biribirinden ayır.
...Rumi...


YAZARLARIMIZ
|
Yolcu |
| Ahmet Bedevi | |
|
Deli Gömleği |
| Fatima Zehra Demirhan | |
|
Ney 'in Esrarı |
| Yavuz Selim YILMAZ | |
|
İlm-i Ledün (Ledünni İlim) |
| Alıntı Yazılar | |
Üye Girişi
Sanal Kütüphane
' Sanal Kütüphane '
Kuran, Hadis, Dinler, Tarih, vb..bir çok konuda kaynak içeren Online Sanal Kütüphane
Alamut Öykünmeleri
Alamut ; Bir idealdir, Bir gönül devletidir, Bir savaş kültürüdür, Hertürlü haksızlığa başkaldırıdır,

Bazısını uçurumun kenarından alırız. Bazısını uçurumun dibinden paramparça alırız. Parçaları öyle birleştiririz ki, kim olmalarını istiyorsak O olurlar.
Mesaj Bilgilendirme
Giriş yapmamışsınız.
SİTE İSTATİSTİK
Üye : 583İçerik : 201
Web Bağlantıları : 6
İçerik Görüntüleme Sayısı : 33977
YALNIZLIĞIMIZ

Üzülme Kaybettiğin Şeyler Daha Güzel Bir Surette Sana Geri Dönecektir.. Doğru Bildiğin Yolda. Dosdoğru Ol. Eğilme Bükülme Kayma Gitme.. Muhakkak Kaybedenler. Kazanıyor Sanılandan Üstün Meziyetlerle Süslenecektir..







Yorumlar